15 MART 2002 Cuma Tarihli Sağlık Raporu Programı Metni

NTV Sağlık Raporu Programı Metni ( Mide ve Yemek Borusu Hastalıkları)

Konu: Mide ve Yemek Borusu Hastalıkları
Konuk:
Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Sinan Ersin

Sonay Dikkaya: Sağlık Raporu´ndan merhaba. Programımızda bugün mide ve yemek borusuyla ilgili hastalıkları uzman konuğumuzla konuşacağız. Bu konularla ilgili sorularınızı telefonla ya da saglik@ntv.com.tr elektronik posta adresimize iletebilirsiniz. Telefon numaramız 0212 335 42 60

Sibel Güneş: Merhaba... Modern yaşamın getirdiği beslenme alışkanlıkları ve kullanılan ilaçlara bağlı olarak ortaya çıkabilen mide ve yemek borusu hastalıklarını Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Sinan Ersin´le konuşacağız. Sinan bey hoşgeldiniz. Mide ve yemek borusu hastalıkları sık görülen sağlık sorunları. Öncelikle ülseri tarif edebilir miyiz? Hangi faktörler oluşumunda etkili?

Sinan Ersin: 12 parmak bağırsağı ve midede oluşuna göre ülseri etkileyen faktörler de değişiyor tabi. Çevresel faktörler de etkili, genetik faktörler de etkili. Organik bazında bakarsak, yüksek miktarda asit salgılanması, 12 parmak bağırsağından safranın mideye geçişi, helikobakterplori denen mikroorganizmanın varlığı ve de midenin içini ya da 12 parmak bağırsağının içini döşeyen hücrelerin savunma mekanizmasındaki bir takım bozukluklar nedeniyle ülser meydana gelmekte. Tabi, asitin varlığı çok önemli burada.

Sibel Güneş: Ortaya çıkışında hangi belirtiler etkili? Belirti olmadan seyretmesi söz konusu mu?

Sinan Ersin: Belirti olmadan seyretmesi çok fazla söz konusu değil. Genellikle bu kronik bir rahatsızlık. Ağrı ön planda. 12 parmak bağırsağında olduğu takdirde açlık ağrısı ön plandadır. Midede olursa tokluk ağrısı ön plandadır. 12 parmak bağırsağında olursa hasta gıda aldığı zaman rahatlar. Yine, antiasit dediğimiz bir takım ilaçları aldığımız zaman da bu şikayetler kısa sürede ortadan kalkmaktadır. Ve bu da bir göstergedir tabi ki.

Sonay Dikkaya: Elektronik posta adresimize sorular gelmeye başladı. Serdar Eksen isimli izleyicimiz, "3 yıldır ülser hastasıyım. Diyetime dikkat ediyorum, ancak sigaradan vazgeçemiyorum, rahatsızlıklarım sürüyor, sigaranın rolü nedir?"diye sormuş.

Sinan Ersin: Sigaranın gerçekten rolü var. Sigara hem ülserin oluşmasını kolaylaştırıyor hem de iyileşmesini geciktiriyor. Kan akımını azaltarak bu bölgenin onarılmasını geciktiriyor. Sigarayı bırakmasını tavsiye ederiz.

Sibel Güneş: Erken tanısında hangi yöntemler kullanılıyor?

Sinan Ersin: Endoskopi tanısında çok önemli. Ancak endoskopiyi hastalar çok fazla tercih etmemesine rağmen filmle yapılan tanıdan büyük üstünlükleri var. Bir kere direkt olarak o bölgeyi görme imkanınız söz konusu. İkincisi eğer bir şüpheli durum varsa, buradan biyopsi alma imkanı var. Bir diğeri, örneğin o sırada ülserden kanama varsa, endoskopiyle aynı anda bunu tedavi etme imkanı da var. Buraya bir ilaç enjeksiyonuyla kanama mesela o anda durdurulabilmekte. Endoskopi çok önemli.

Sibel Güneş: Reflü de sık görülen bir sağlık sorunu. Ülserle karıştırılması gibi bir durum söz konusu mu?

Sinan Ersin: Zaman zaman gerçekten bir karışıklık oluyor. Daha çok gastritim var diye hasta, hekime gidiyor. Çünkü bu ağrıyı tam olarak yorumlayamıyor, nereden kaynaklandığını... Midem ağrıyor şeklinde ifade ediyor ve kimi zaman bunun yanlış teşhis edildiğini de görmekteyiz. Reçete bazında da bu böyle. Yazılan üst sindirim sistemiyle ilgili hastalıklara bağlı olarak yazılan reçetelere baktığımızda buradaki yemek borusuyla ilgili, reflüyle ilgili reçetelerin çok az bir yer kapladığını görmekteyiz.

Sibel Güneş: Helikobakter adlı bir mikroorganizmadan sözettiniz. Türkiye´de çok sık görülen bir bakteri. Bunun mide kanserinin oluşumunda bir etkisi olduğunu gösteren çalışmalar var mı?

Sinan Ersin: Evet, bununla ilgili çalışmalar var. Tam kesin olarak kanıtlanmamış durumda, ancak bununla ilgili oldukça fazla yayın var.

Sonay Dikkaya: Burak Zeytan isimli izleyicimizin sorusu şöyle: "erken evre mide kanseri olduğum saptandı. Mide kanserlerindeki ameliyatın başarı oranı nedir?" diye sormuş.

Sinan Ersin: Mide kanseri özellikle erken evre yakalandığı zaman başarı şansı çok yüksek. Uzun bir sağ kalım söz konusu. Burada ameliyat kadar tabi saptanan tümörün tipi de önem kazanmakta. Ama erken evre olduğu için oldukça uzun bir yaşam söz konusu.

Sibel Güneş: mide asidinin yemek borusuna kaçması olarak tarif edebileceğimiz reflü hastalığının görülme sıklığı nedir, zemin oluşturan başlıca risk faktörlerini açabilir miyiz?

Sinan Ersin: Aslında hastalığın nedeni tam olarak aydınlatılamamış durumda ama bir çok sebep var. Bunlardan bir tanesi yemek borusunun alt bölümünde kapak vazifesi gören bölümün iyi çalışmaması. Ve sonuçta mide içeriğinin buraya geri kaçması. Eşlik eden diğer faktör mide fıtığı olabilir. Hepsinde olmaz reflü ama bir kısmında olmakta. Ayrıca yine yemek borusunun içine döşeyen hücrelerin bir takım koruyucu etkileri var. Bunların bozulması nedeniyle reflü hastalığı ortaya çıkabilir. Mide boşalımında bir sorun yaşanıyorsa, gecikme yaşanıyorsa, bu da reflüye neden olabilir.

Sibel Güneş: Baharatlı yiyeceklerde beslenmek ve sigara risk faktörleri. Bölgesel farklılıklar gözleniyor mu?

Sinan Ersin: Bölgesel farklılıkları Türkiye için tam olarak net bir şey söyleyemeyiz. Çünkü çok fazla yapılmış bir çalışma yok. Ancak gıdalarla gerçekten ilgisi var. Çok yağlı yiyecekler, çikolata, alkol, bunun dışında bazı meyve suları, hem yemek borusunun alt kısmındaki kapak vazifesi gören bölümün basıncını düşürmek suretiyle reflüye neden oluyorlar. Bunların dışında bir kısmında yine bu yemek borusunun içini döşeyen hücrelere direk zarar vermek suretiyle hastada yanma şikayetlerine neden oluyorlar.

Sibel Güneş: Horlama ya da ses kısıklığı gibi bir problemden de sorumlu tutulabilir mi?

Sinan Ersin: Elbette ses kısıklığından sorumlu tutulabilir. Nedeni belli olmayan ses kısıklıklarında ve yine ses tellerindeki bir takım ödem, polit gibi oluşumların ortaya çıkmasında reflünün önemli payı var. Hastalar gece yattıklarında reflülerinin olduğunun farkında değiller. Fakat asit geliyor, ses tellerini tahrip ediyor. Sonuçta hastada önemli düzeyde ses kısıklığı ortaya çıkabiliyor. Ayrıca sebebi belli olmayan öksürükler ve astım krizlerinde de reflünün önemli payı var.

Sonay Dikkaya: Aydın Uğurlu isimli izleyicimizin sorusu da şöyle: "bende reflü hastalığı var. Yiyeceklerime özen gösteriyorum. Ancak kullandığımız bazı antibiyotiklerin ve romatizma ilaçlarının hastalığımı kötüleştirdiğini düşünüyorum. Bu konuda görüşünüz nedir? " diye soruyor.

Sinan Ersin: Evet etkiler. Bu ağrı kesiciler grubu altında topladığımız ilaçlar, bazı yüksek tansiyon hastalarının kullandığı kalsiyum kanal blokelleri dediğimiz gruptaki ilaçlar, yine yemek borusunun alt ucundaki bölgenin basıncını düşürmek suretiyle reflüye neden olurlar. Gerçekten bu ilaçlar hastanın reflüsünü arttırabilir. Hekime bilgi vererek kullanmakta fayda var.

Sibel Güneş: Hastalığın seyri tedavi edilmediğinde kendi kendine düzelebilir mi?

Sinan Ersin: Muhakkak tedavi gerektiriyor. Bir takım sosyal tedbirler var. Fakat bu sosyal tedbirler reflü hastalarının sadece yüzde 20´sinde etkili olmakta. Kalan yüzde 80´inin ilaç ya da cerrahi tedaviye ihtiyacı var. Mutlaka tedavi olması gerekiyor. Çünkü reflü biraz önce bahsettiğimiz gibi ses tellerine zarar verebilir. Hastanın akciğerine zarar verebilir, zatürre yapabilir, astıma neden olabilir. Bunun dışında yemek borusunun alt ucunda kanama ve ülser gibi bir takım şikayetlere neden olabilir. Daha da önemlisi bazı hastalarda yemek borusunun alt bölümündeki hücrelerin yapısını değiştirdiğini görmekteyiz. Ve bu değişen yapı aslında hastaların şikayetlerinde bir takım azalmalara da neden olabilir. Ancak bu yemek borusunda kansere neden olabilecek bir değişimdir. Bu yüzden bu hastaların özellikle dikkatli izlenmesi gerekir.

Sonay Dikkaya: Bir telefonumuz var. Müjgan Mızrak´ın sorusunu alıyoruz.

Müjgan Mızrak: 75 yaşındayım. Pangastrit diye bana teşhis konuldu. Bunu da kanama neticesinde kendimde duydum ve endoskopi yaptırdım. Netice pangastrit çıktı. Ağzımdan su geliyor. Çok gazım var.

Sinan Ersin: Pangastrit dediğim bir gastritten bahsediyor. Ancak diğer şikayetleri reflüyle uyumlu. 75 yaşında hastamız. Bir medikal tedavisinin düzenlenmesi lazım. Cerrahi tedavi ikinci planda düşünülebilir. Çünkü hastamızın yaşı orta yaşı geçmiş durumda. Cerrahi tedavi sadece ilaç tedavisine bir yanıtsızlık olursa gündeme gelebilir.

Sibel Güneş: Ameliyatı hangi yöntemlerle gerçekleştiriyorsunuz? Klasik cerrahi yöntemler var, bir de kapalı diye tabir ettiğimiz ameliyat yöntemleri var. Birbirlerine göre avantajlarını ve dezavantajlarını değerlendirir misiniz?

Sinan Ersin: Sonuç olarak karın içinde yapılan ameliyat aslında aynı. Aynı prosedür gerçekleştiriliyor. Ama yöntem çok farklı. Kapalı ameliyat 1991 yılından beri yapılıyor dünyada. Daha sonraki yıllarda ülkemizde de gerçekleştirilmeye başlandı. Biz, Ege Üniversitesi´nde 1998 yılından beri yapıyoruz o ameliyatı. Burada çok küçük deliklerden bir cm´lik, yarım cm´lik deliklerden laporoskopik yöntemle hastaya müdahale ediyoruz. Herhangi bir kesme ve parça çıkarma söz konusu var. Burada midenin üst bölümünü yemek borusunun alt bölümünü bir kravat gibi sarıyoruz ve burada bir yüksek basınçlı bölge oluşturuyoruz. Böylelikle mide içeriğinin yemek borusuna geri kaçmasına engel oluyoruz. Kapalı yöntem, açık yönteme çok avantajlı. Hastaları ertesi gün serviste rahatlıkla gezerken görebilirsiniz.Ve bazen taburcu da ediyoruz. Ama genellikle ameliyattan iki gün sonra taburcu ediyoruz. Hasta, bir hafta sonra işinin başında oluyor. Kozmetik sonuçları çok iyi. Hastanın ağrı şikayetleri de çok çabuk geçiyor ameliyattan sonra.

Sonay Dikkaya: Bir telefonumuz daha var. Müjde Akgün´ün sorusunu alıyoruz.

Müjde Akgün: 3.5 yıldır ilaç tedavisi görüyorum. Ancak herhangi bir sonuç alamadım, reflüm halen geceleri devam etmekte. 3 cm´lik olduğunu belirttiler. Bir çok doktor ameliyat dedi ama bazıları da bekleme safhasında kal, dediler. Ameliyat olmam gerekli mi?

Sinan Ersin: Tabi, buradan ameliyat olmasının gerekli olup olmadığını direk olarak söyleyemeyiz ama cerrahiye karşı olan bazı hekimler de var. Çünkü, laporoskopik cerrahiyi çok yakından tanımıyor herkes, bu konuda yapılan laporoskopik cerrahiyi. Çünkü ülkemizde sınırlı merkezlerde yapılıyor. Benim bildiğim kadar İzmir´in dışında Ankara´da ve İstanbul´da bir kaç üniversitede yapılabiliyor bu ameliyat.

Sibel Güneş: Reflü cerrahisi artık bir uzmanlık dalı olmuş diyebilir miyiz?

Sinan Ersin: Evet, diyebiliriz. Bu konuyla özel ilgilenen hekimlerin olması lazım. Hatta bizim Ege üniversitesinde bir reflü ekibimiz var. Çünkü bu bir ekip çalışması. Sadece bir cerrah, sadece bir gastroentroloğun yapacağı bir çalışma değil. Burada bir patolog, bir kulak burun boğaz uzmanı, göğüs hastalıkları uzmanı ve diş hekimi gerekli. Dişlere kadar zarar verebildiği için bu hastalık. Aslında proton pompa infitörleri dediğimiz gruptan ilaçları kullanıyorsa, bunların yüzde 80 ya da 90´ı tedaviye yanıt vermekte. Yüzde 10 kadarı, tedaviye dirençli grup olabilir. Tabi, hastamızın ne ilaçlar kullandığını tam olarak bilmiyoruz. Ancak dirençliyse ilaç tedaviyse ameliyat olmasında fayda var.

Sonay Dikkaya: Celal Pekcan isimli izleyicimizin sorusu da şöyle: Ben reflü ameliyatı geçirdim. Ameliyattan sonra şikayetlerim azaldı, ancak şimdi her yemekten sonra midemde gaz problemi oluştu. Bu ameliyattan kaynaklanabilir mi, yoksa başka bir sorunun habercisi olabilir mi?" diye sormuş.

Sinan Ersin: Başka bir sorunun habercisini olduğunu tahmin etmiyorum. Bu ameliyata bağlı bir sorun. Bazı hastalarda bu gerçekten yaşanıyor. Ancak, reflü burada tabi daha önemli. Hastamızın reflü şikayetleri azalmış. Bu da sevindirici tarafı.

Sibel Güneş: Yemek borusu kanseri açısından bir risk faktörü olduğundan sözettiniz. Bunun için bir zaman dilimi var mı? Tedavi edilmezse ve hastalığın seyri kötüye giderse, ne kadar sürede kansere dönüşmesinden sözedilebilir?

Sinan Ersin: Öyle bir şeyi kesinlikle söyleyemeyiz. Bir süre veremeyiz. Bu yemek borusunun alt bölümündeki hücreler tip değiştirirse bu çok uyarıcı bir şey. Bu hastanın yakından izlenmesi gerekiyor. Çünkü biz bunlara cerrahi tedavi de yapsak, ilaç tedavisi de yapsak, bu değişik artık geriye dönmüyor. Bu yüzden bu hastaların gruplandırılarak yüksek ya da düşük risk gruplu olanlar altı ayda bir ya da yılda bir, iki yılda bir mutlaka endoskopiyle izlenmeleri gerekiyor. Bu tip değişimde hastaların yüzde 15´inde yemek borusunda kanser gelişiyor.

Sibel Güneş: Sosyal tedbirlerden söz ettiniz. Hastanın yaşam kalitesinin düzeltilmesi açısından neler yapılabilir?

Sinan Ersin: Sosyal tedbirler dediğimiz bir kere hastalık hakkında hekimin hastasını çok iyi bilgilendirmesi gerekiyor. Sonuçta bu bir kronik hastalık. Onun dışında yatak başının yükseltilmesi, gece yatarken bir miktar faydalı oluyor. Çok sıkı giysilerin giyilmemesi bir diğer faktör... Bunun dışında bu hastanın kendi belirlediği ya da doktorunun ona söylediği reflüyü tetikleyen bazı gıdalardan kaçınması da gerekiyor.

Sibel Güneş: İlaç tedavisini ve cerrahi tedaviyi yanyana koyduğunuzda, biraz önce ilaca dirençli vakalar tercih ediliyor deseniz bile, hangisi daha etkili uzun vadede?

Sinan Ersin: Tabi, bir hastaya sorduğunuz zaman ilaç tedavisi mi, cerrahi tedavi mi? Büyük oranda hasta, ilaç tedavisini tercih edecektir. Ama cerrahi tedavinin ilaç tedavisinden bazı üstünlükleri var. Bir kere genç bir hasta olduğunu düşünelim. Reflüsü olsun. Önünde uzun bir yaşam beklentisi var. Yıllar boyunca günde bir ya da iki defa ilaç kullanmak zorunda kalacak, 30 yıl, 40 yıl... Bu yaşam kalitesini bozan bir şey... Ayrıca burada kullanılan ilaçlar, hastalığı geçirmiyor. Sadece asidi kontrol ediyor. Asit yapımını azaltıyor, hastanın yanma şikayeti geçiyor. Halbuki asit olmayan içeriğin yemek borusundan yukarı çıkışı devam ediyor. Bu yine aynı şekilde hastanın nefes borusuna kaçabilir. Ses tellerine yine zarar vermeye devam edebilir. Bu yüzden cerrahi tedaviyi ön planda tutuyorum. Laporoskopik cerrahiyi, çok kolay olduğu için ameliyatı hastalarımıza tavsiye ediyoruz.

Sibel Güneş: Bugün Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Sinan Ersin´le mide ve yemek borusu hastalıklarını ele aldık. Program içeriğimize ntvmsnbc.com internet adresinden ulaşabilirsiniz. Tekrar görüşmek dileğiyle sağlıkla kalın.

Sonay Dikkaya: Çok teşekkür ediyoruz. Bugün de Sağlık Raporu´nun sonuna geldik.